15
Haz

Yola Devam Etmek

Hayata Kaldığı Yerden Devam Etmek

İnsanoğlunun en rahat, en savunmasız olduğu dönemi hiç kuşkusuz ki anne karnıdır. Çünkü orda hiçbir derdin yok, yan gelip yatıyorsun. Düşünsenize öyle konforlu bir yerden nasıl bir dünyaya geliyoruz. Kötülüklerin, ihanetin, soğuğun, rüzgarın, yalanın baş gösterdiği bir dünya…

Doğduğu anda bebeklerin yaptıkları ilk şey her yerde aynıdır. Merak ettiniz mi, dünyaya gelirken neden ilk olarak çığlık atıyoruz diye? Aslında o zamandan anlıyoruz bu dünyada bizi ne kadar kötülük, zorluk bekliyor. İlk defa soğukla, ışıkla, rüzgarla… tanışıyoruz. Küçük bedenimizin bunlara karşı korumasız olduğunu anlıyoruz. Artık konforlu hayat dönemimiz bitmiş, hayat mücadelesini verme savaşımız başlamıştır.

Hayat mücadelemizi verirken nasıl savaşacağımızı da bilmemiz gerekir. Her insanın savaş taktiği de farklıdır. Kimisi kötülüklerin üzerine giderek savaşır, kimisi kötülüğün yakasını tutana kadar uzaktan bakar, kimisi tek başına, kimisi yanına bir grup alarak savaşır, kimisi de… Burada neden bu kadar çok savaş taktiğimiz var demiyorum. Önemli olan insanın mücadelesini verebilecek bilinçte olması. devamı…

08
Haz

Her Şeye Rağmen

Hayatımızda çoğu kez zorlukla karşılaşmışızdır. Kimimiz belki de nefes aldığı her gün zorluğa maruz kalmıştır. Her insan aciz olduğnu hissetmiştir mutlaka. Acziyetimiz karşısında bile durmaya dermanımız kalmadığı çok olmuştur. Acizsen ancak inat gerekir; inadın kırılmayack kadar kuvvetli bir inat. İstanbulda betonun hakimiyet kurduğu bir bölgede gözüme küçücük birkaç çiçek ilişti. Etrafını teknolojinin her neferi sardığı halde hatta kenarları çelik tellerle doldurulduğu halde yine de insanlığa seslenmek için bir hamle yapabilmişti var gücüyle. O toprağını bile göremediğimiz beton yığınlarına inat edercesine Güneşe bakıyordu.İşte o an düşündüm ki hiçbir imkanımız elimizde olmadığında acaba biz insanlar ne yapardık? Rüzgarı bekleyip savrulmaya mı mahkum olurduk yoksa rüzgar olmaya mı çalışırdık?

O günden sonra anladım başarmak sadece imkanlara sahip olmakla değilmiş. Çoğu zaman da imkan yaratmak gerekiyormuş.Annelerin-babaların baş tacı gibi değer verdiği, gözü gibi sakındığı yavrularını düşünelim. Çiçek yetiştirmeye çalışan kutsal anneleri babaları düşünelim. Gerekli tüm imkanlar sağlandığı halde çiçek açmıyorsa, etrafına güzelliğini gösteremiyorsa neden ne olabilirdi? Çiçeği yetiştirmeye çalışan bahçıvanlar(anne-baba) herşeyi yapmasına rağmen yine de çiçek görememişse ne yapsın? Düşünün, düşünelim bunu. Düşündüm ben de düşündüm; ama hiçbir şey söyleyemeden düşündüm. Dilime gelmesine rağmen sırf bahçıvanlara yazık etmemek için yuttum. Ve çok sonra anladım ki neden ne bahçıvan ne toprakmış. Kendimi de hesaba katarak açmayan çiçeklerde buldum nedeni.Sanırım çiçek istemezse hangi bahçıvan isterse istesin, hangi toprağa konulursa konulsun, hangi şekilde korunursa korunsun bu iş olmuyor. Yeter ki çiçek açmayı istesin. Başarma azminin yankıları hissedilsin toprağında. İşte o zaman ne beton engelleyebilir ne de çelik tel yığınları çiçeği. İmkanı olmayan ama açmayı başaran binlerce çiçek var. Mesela bir engelli genç kızın kendi kaleminden anlattığı hayat mücadelesi ve zaferi. O demişti ki kitabının adına; ”hayata gülümsersen, gülümser sana”.

Her başarısızlığımıza acziyetimizi neden göstermek, kendi bahanelerimizin arkasına sığınmak hatta başkalarını suçlamak ihanetin en acımasızı değil mi bizi yetiştirmeye çalışan bahçıvanlarımıza? İmkanımız yok diye isyan edeceğimize imkan oluşturmaya inat etmeliyiz. Bunu engeli, etrafındaki çelik tellerini kıran ‘çiçekler’ yapıyor da engel olmadığı halde kendi kendine engel oluşturan bizler neden yapamıyoruz? Ya hiç gerçekten aciz olmadık ya da ilk adımımızı kararlı ve inatçı atmadık. Asla unutmayalım herşeyden önce en büyük imkanımız yine kendimiziz. Herşeye rağmen başarmak, mutlu olmak, zirveye çıkmak elimizde. Farkınızı yaratmak elinizde yeter ki harekete geçin.

Her şey sizin için ve sizinle olsun. Harekete geçtiğiniz ve hareketlendirdiğiniz için teşekkürler!!!

02
Haz

Üniversite Sınavında Düşük Başarının Olası Nedenleri

1) Temel eğitim ve ortaöğretimde kazanmaları gerekli bilgi ve becerilerdeki eksiklikler, yetersizlikler,
2) Sınava sistemli ve planlı hazırlık yapılmayışı,
3) Sınav türüne alışık olmamak (test tipi sınavlarda başarısızlık, test olmaya hazır olmamak),
4) Sınav kaygısının yüksek oluşunun etkileri olabilir.
Bu nedenlerden 3. ve 4.’sü daha kısa sürede aşılabilecek türdendir. Ancak 1. ve 2. neden bilgi, beceri, tutumların kazanılmasını gerektirir ki bu konuda öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri gereklidir. Çünkü öğretmen “öğrenciye bilgi ve beceri kazandırmakla ve onun gelişimine yardımcı olmakla yükümlü” kişidir. Bunun için öğretmenin;

• Sınıfındaki öğrencilerin ihtiyaç ve özelliklerini bilmesi ve sınıfta öğrenme koşullarını buna göre oluşturması,
• Aktif öğretme yöntemlerini kullanması, öğrencinin öğrenmede etkin olmasını sağlaması,
• Uzmanlık alanında yeterli olması, kendini geliştirmesi,
• Sınıfta olumlu bir atmosfer oluşturması,
• Öğrencilerine verimli ders çalışma yöntemlerini kazandırması,
• Öğrenmedeki eksiklikleri saptayıp giderme yönünde çaba harcaması,
• Öğrenmeye yönelik olumlu tutumlar geliştirip motivasyonu yükseltmesi gereklidir. devamı…

31
May

SINAV KAYGISI

Sınav kaygısı okul ve eğtim psikolojisinin en önemli konularından birisidir ve özellikle yabancı literatürde pek çok bilgi birikimi ve araştırma zenginliğine sahiptir. Dünyada sınav kaygısı ile ilgili araştırmaların geçmişi yaklaşık 45 yıl geriye gitmektedir. Ülkemizde ise bu konudaki araştırmalar 70’li yıllarda başlamıştır ve sınav kaygısı ve akademik başarı, sınav kaygısı, tedavi ve baş etme becerileri, grup çalışmalarının sınav kaygısı üzerine etkileri ile ile ilgili birçok nitelikli çalışma yapılmıştır.

Baltaş ve arkadaşlarının 1986 yılında yaptığı bir araştırmada Üniversite sınavlarına giren öğrencilerin kaygı düzeylerinin genel cerrahi bölümünde ameliyat olmayı bekleyen hastaların kaygı düzeyi ile karşılaştırdığında sınava hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. devamı…

31
May

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN DAVRANIŞ ve UYUM BOZUKLUKLARI

Çocuklarda sık görülen davranış bozuklukları:

  • Saldırganlık
  • Çalma
  • Yalan
  • Küfür tikler
  • Okul korkusu
  • Dışkı kaçırma
  • Altını ıslatma
  • Tırnak yeme
  • Kekemelik
  • Parmak emme
  • İnatçılık
  • Dikkat eksikliği, hiperaktivite

SALDIRGANLIK

Saldırganlık, çocuğun genellikle kendi akranlarına ve başkalarına vurması, ısırması, tekmelemesi, eşyaları fırlatması ve tükürmesi gibi zarar vermeyi hedefleyen davranışlarda bulunmasıdır.

Nedenleri

v Saldırgan davranışın yetişkinler tarafından ödüllendirilmesi ve pekiştirilmesi

v Çocuğun çevresinden gerekli anlayışı,sevgiyi ve kabulü görmemesi

v Tv, bilgisayar oyunları, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi.

v Ana-babanın aşırı otoriter ve baskıcı tutumları, buna bağlı iletişim sorunları.

v Şiddet

v Beyinle ilgili biyolojik sorunlar ( örneğin beyin zarı iltihabı ya da zedelenmesi)

devamı…