Her Şeye Rağmen
Hayatımızda çoğu kez zorlukla karşılaşmışızdır. Kimimiz belki de nefes aldığı her gün zorluğa maruz kalmıştır. Her insan aciz olduğnu hissetmiştir mutlaka. Acziyetimiz karşısında bile durmaya dermanımız kalmadığı çok olmuştur. Acizsen ancak inat gerekir; inadın kırılmayack kadar kuvvetli bir inat. İstanbulda betonun hakimiyet kurduğu bir bölgede gözüme küçücük birkaç çiçek ilişti. Etrafını teknolojinin her neferi sardığı halde hatta kenarları çelik tellerle doldurulduğu halde yine de insanlığa seslenmek için bir hamle yapabilmişti var gücüyle. O toprağını bile göremediğimiz beton yığınlarına inat edercesine Güneşe bakıyordu.İşte o an düşündüm ki hiçbir imkanımız elimizde olmadığında acaba biz insanlar ne yapardık? Rüzgarı bekleyip savrulmaya mı mahkum olurduk yoksa rüzgar olmaya mı çalışırdık?
O günden sonra anladım başarmak sadece imkanlara sahip olmakla değilmiş. Çoğu zaman da imkan yaratmak gerekiyormuş.Annelerin-babaların baş tacı gibi değer verdiği, gözü gibi sakındığı yavrularını düşünelim. Çiçek yetiştirmeye çalışan kutsal anneleri babaları düşünelim. Gerekli tüm imkanlar sağlandığı halde çiçek açmıyorsa, etrafına güzelliğini gösteremiyorsa neden ne olabilirdi? Çiçeği yetiştirmeye çalışan bahçıvanlar(anne-baba) herşeyi yapmasına rağmen yine de çiçek görememişse ne yapsın? Düşünün, düşünelim bunu. Düşündüm ben de düşündüm; ama hiçbir şey söyleyemeden düşündüm. Dilime gelmesine rağmen sırf bahçıvanlara yazık etmemek için yuttum. Ve çok sonra anladım ki neden ne bahçıvan ne toprakmış. Kendimi de hesaba katarak açmayan çiçeklerde buldum nedeni.Sanırım çiçek istemezse hangi bahçıvan isterse istesin, hangi toprağa konulursa konulsun, hangi şekilde korunursa korunsun bu iş olmuyor. Yeter ki çiçek açmayı istesin. Başarma azminin yankıları hissedilsin toprağında. İşte o zaman ne beton engelleyebilir ne de çelik tel yığınları çiçeği. İmkanı olmayan ama açmayı başaran binlerce çiçek var. Mesela bir engelli genç kızın kendi kaleminden anlattığı hayat mücadelesi ve zaferi. O demişti ki kitabının adına; ”hayata gülümsersen, gülümser sana”.
Her başarısızlığımıza acziyetimizi neden göstermek, kendi bahanelerimizin arkasına sığınmak hatta başkalarını suçlamak ihanetin en acımasızı değil mi bizi yetiştirmeye çalışan bahçıvanlarımıza? İmkanımız yok diye isyan edeceğimize imkan oluşturmaya inat etmeliyiz. Bunu engeli, etrafındaki çelik tellerini kıran ‘çiçekler’ yapıyor da engel olmadığı halde kendi kendine engel oluşturan bizler neden yapamıyoruz? Ya hiç gerçekten aciz olmadık ya da ilk adımımızı kararlı ve inatçı atmadık. Asla unutmayalım herşeyden önce en büyük imkanımız yine kendimiziz. Herşeye rağmen başarmak, mutlu olmak, zirveye çıkmak elimizde. Farkınızı yaratmak elinizde yeter ki harekete geçin.
Her şey sizin için ve sizinle olsun. Harekete geçtiğiniz ve hareketlendirdiğiniz için teşekkürler!!!
1 Yorum
You must be logged in to post a comment.
Mehmet yazını bizimle paylaştığın için teşekkür ederim.Çok güzel olmuş.Yazıda da sürekli belirtmek istediğin gibi bir şeyi başarmak istiyorsak öncelikle buna inanmalıyız.Bu başarmak isteğimiz sadece sınavda,derste,işte… değil.Mesela bir hastalığı yenmek için bile insanın iyileşiciğim bilincinde olması gerekir.Özellikle kanser hastaları için doktorlar söyler ya moral önemli diye.Onların ne olursa olsun ümitlerinin kırılmaması, iyileşeceğim bilincinde olması gerekir.Bu bilinç olmazsa ölümü&hastalığı kabullenerek zaten ölmüşlerdir.Tedavi görmelerine ya da ilaç kullanmalarına gerek yoktur.O zaman şöyle söyleyebilirim, bizi iyileştiren eczanelerde satılanlardan çok bilincimizdeki ilaçtır.Gelecekte duyulabilecek talebimizi karşılaması için bu ilacın(sağlıklı bilincimizin)stoğunu her zaman biriktirmeliyiz.
Ümidimizi yitirmemek dileğiyle….
Haziran 8th, 2008 at 21:42