28
Haz

BİR ÖLÜNÜN GÖZ YASLARİNDAN iTİRAF…

Bu sabah büyük bir gürültüyle uyandim sanki evde savas cikmişti cok fazla ses vardi salona doğru yürüdüm gördüğüm manzara karsisinda adeta donmus kalmiştim salonun ortasinda birini boylu boyuna yatirmişlar ve bembeyaz bir carsafla üstünü örtmüşlerdi annem basinda dualar okuyor ve ağliyordu kardesim yerde yatanin saclarini oksuyordu abim sanki duvarlardan bir şeyin hincini çikarircasaina yumruk atiyor ve bağiriyordu herkes burdaydi ve ağliyordu sanki kimse beni görmüyordu seslenmeye caliştim boğazim düğümlendi kimse beni farketmemişti nasil neden diye düşünmeye calişirken annemin feryadini duydum ercannn o an bende film kopmustu yerde boylu boyuna yatan bendim ağlamak istedim gözlerim yaniyordu sanki göz pinarlarim kurumustu beceremedim bağiramadim kesilmiştim nasil neden olmazdi ölümü kendime konduramamiştim ölmüştüm bitmişti arrtik ölümün soğukluğu sarmişti bedenimi ruhum üşüyordu öylece yerde yaatan bedenimi seyrettim hayatim film seridi gibi gecti gözlerimin önünden dualar okundu ağitlar yakildi göz yaslari döküldü tanidiğim tanimadiğim sevdiğim sevmediğim herkes ordaydi ve işte zamani geldi heralde gelmişti tabutumu gördüm tahta ve civilerden yapilmiş ölüm aracimi içim burkuldu şimdi biraz daha korkuyordum ve dahada cok üşüyordum beni kaldirdilar tabutuma koydular canim aciyordu ağliyamamak isyan edememek ne kötüydü yapmayin burdayim diyememek sarilamamak sevdiklerine üzüntüsüne ortak olamamak herkes ağliyor ve işte beni evden cikariyorlar hayatimin o en güsel en cocuk en hüzünlü en sevinç dolu yerindeyim sokağimizda son kes yürüyorum bu seferki yolculuğum karanliğa ve sonsuzluğaydi içim aciyordu ama birini aradi gözlerim biri yoktu sevdiğim canim nerdeydi onu son kezde olsa görmek istiyordum işte ordasin sokağin başindan ağliyarak kosuyorsun geldin ve bana son kes sarildin tabutuma buz gibi bedenime şimdi canim daha cok yaniyordu yapma bitanem canimi yakiyor göz yaslarin dayanamiyorum ben yanindayim seninleyim göz yaslarini silmek istiyorum sana dokunmak sarilmak istiyorum cok aci cekiyorum ağliyamiyorum omuzlardayim işte son yolculuğum baslamişti devamı…

15
Haz

Yola Devam Etmek

Hayata Kaldığı Yerden Devam Etmek

İnsanoğlunun en rahat, en savunmasız olduğu dönemi hiç kuşkusuz ki anne karnıdır. Çünkü orda hiçbir derdin yok, yan gelip yatıyorsun. Düşünsenize öyle konforlu bir yerden nasıl bir dünyaya geliyoruz. Kötülüklerin, ihanetin, soğuğun, rüzgarın, yalanın baş gösterdiği bir dünya…

Doğduğu anda bebeklerin yaptıkları ilk şey her yerde aynıdır. Merak ettiniz mi, dünyaya gelirken neden ilk olarak çığlık atıyoruz diye? Aslında o zamandan anlıyoruz bu dünyada bizi ne kadar kötülük, zorluk bekliyor. İlk defa soğukla, ışıkla, rüzgarla… tanışıyoruz. Küçük bedenimizin bunlara karşı korumasız olduğunu anlıyoruz. Artık konforlu hayat dönemimiz bitmiş, hayat mücadelesini verme savaşımız başlamıştır.

Hayat mücadelemizi verirken nasıl savaşacağımızı da bilmemiz gerekir. Her insanın savaş taktiği de farklıdır. Kimisi kötülüklerin üzerine giderek savaşır, kimisi kötülüğün yakasını tutana kadar uzaktan bakar, kimisi tek başına, kimisi yanına bir grup alarak savaşır, kimisi de… Burada neden bu kadar çok savaş taktiğimiz var demiyorum. Önemli olan insanın mücadelesini verebilecek bilinçte olması. devamı…

08
Haz

Her Şeye Rağmen

Hayatımızda çoğu kez zorlukla karşılaşmışızdır. Kimimiz belki de nefes aldığı her gün zorluğa maruz kalmıştır. Her insan aciz olduğnu hissetmiştir mutlaka. Acziyetimiz karşısında bile durmaya dermanımız kalmadığı çok olmuştur. Acizsen ancak inat gerekir; inadın kırılmayack kadar kuvvetli bir inat. İstanbulda betonun hakimiyet kurduğu bir bölgede gözüme küçücük birkaç çiçek ilişti. Etrafını teknolojinin her neferi sardığı halde hatta kenarları çelik tellerle doldurulduğu halde yine de insanlığa seslenmek için bir hamle yapabilmişti var gücüyle. O toprağını bile göremediğimiz beton yığınlarına inat edercesine Güneşe bakıyordu.İşte o an düşündüm ki hiçbir imkanımız elimizde olmadığında acaba biz insanlar ne yapardık? Rüzgarı bekleyip savrulmaya mı mahkum olurduk yoksa rüzgar olmaya mı çalışırdık?

O günden sonra anladım başarmak sadece imkanlara sahip olmakla değilmiş. Çoğu zaman da imkan yaratmak gerekiyormuş.Annelerin-babaların baş tacı gibi değer verdiği, gözü gibi sakındığı yavrularını düşünelim. Çiçek yetiştirmeye çalışan kutsal anneleri babaları düşünelim. Gerekli tüm imkanlar sağlandığı halde çiçek açmıyorsa, etrafına güzelliğini gösteremiyorsa neden ne olabilirdi? Çiçeği yetiştirmeye çalışan bahçıvanlar(anne-baba) herşeyi yapmasına rağmen yine de çiçek görememişse ne yapsın? Düşünün, düşünelim bunu. Düşündüm ben de düşündüm; ama hiçbir şey söyleyemeden düşündüm. Dilime gelmesine rağmen sırf bahçıvanlara yazık etmemek için yuttum. Ve çok sonra anladım ki neden ne bahçıvan ne toprakmış. Kendimi de hesaba katarak açmayan çiçeklerde buldum nedeni.Sanırım çiçek istemezse hangi bahçıvan isterse istesin, hangi toprağa konulursa konulsun, hangi şekilde korunursa korunsun bu iş olmuyor. Yeter ki çiçek açmayı istesin. Başarma azminin yankıları hissedilsin toprağında. İşte o zaman ne beton engelleyebilir ne de çelik tel yığınları çiçeği. İmkanı olmayan ama açmayı başaran binlerce çiçek var. Mesela bir engelli genç kızın kendi kaleminden anlattığı hayat mücadelesi ve zaferi. O demişti ki kitabının adına; ”hayata gülümsersen, gülümser sana”.

Her başarısızlığımıza acziyetimizi neden göstermek, kendi bahanelerimizin arkasına sığınmak hatta başkalarını suçlamak ihanetin en acımasızı değil mi bizi yetiştirmeye çalışan bahçıvanlarımıza? İmkanımız yok diye isyan edeceğimize imkan oluşturmaya inat etmeliyiz. Bunu engeli, etrafındaki çelik tellerini kıran ‘çiçekler’ yapıyor da engel olmadığı halde kendi kendine engel oluşturan bizler neden yapamıyoruz? Ya hiç gerçekten aciz olmadık ya da ilk adımımızı kararlı ve inatçı atmadık. Asla unutmayalım herşeyden önce en büyük imkanımız yine kendimiziz. Herşeye rağmen başarmak, mutlu olmak, zirveye çıkmak elimizde. Farkınızı yaratmak elinizde yeter ki harekete geçin.

Her şey sizin için ve sizinle olsun. Harekete geçtiğiniz ve hareketlendirdiğiniz için teşekkürler!!!

04
Haz

Ergenlik Dönemi Özellikleri

Ergenlik ve ergenlik çağı psikolojisini anlatan slaytı buraya tıklayarak indirebilirsiniz…

04
Haz

SOĞAN

Bir zamanlar uzak diyarlarda Reza adlı bir adam yaşıyordu. Bir gece Reza yöredeki soğan tarlalarından soğan çalıp ,toplayıp onları pazarda yüksek bir karla satmaya karar verir.Yaz dolaysı ile gökyüzü ve ay pırıl pırıldır bu da onun görüş açısını kolaylaştıracaktır. Eline büyük bir sepet alır ve atını komşununun tarlasına doğru sürer.
Tarlaya vardığında kimsenin orada olmadığından emin olduktan sonra 100 tane soğan toplayarak sepetine yerleştirir.Sepet sonuna kadar dolmuştur soğanları atına yükleyip evine dönmeye karar verir. Fakat atın üzerine o kadar ağırlıgı yüklediği anda at yüksek sesle kişner.
Tarlanın üzerindeki çiftlik evinde ise çiftçinin karısı sesi duyar ve sesin nerden geldiğine araştırmak için pencereden Rezanın atına yüklediği soğanları görür, eşi ve çocuklarına haber verir.Hep birlikte Reza’ yi yakalarlar. devamı…

02
Haz

PDR mezunlarının iş alanları…

Selam arkadaşlar ben Sakarya Üniversitesi’ nde PDR Bölümünde okuyorum.3. sınıfa geçtim.Aslında bölüme gelmeden önce iş alanlarını araştırmak daha doğru olurdu. Çünkü meslek seçiminde bu oldukça önemli.

Bildiğim kadarıyla biz PDR mezunlarının, dershanelerde,özel şirketlerde, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde, fabrikalarda çalışma imkanlarımız var ama dahasını ben de bilmiyorum.Eğer öğrenir beni de haberdar ederseniz mutlu olurum.Hoşçakalın…


02
Haz

Üniversite Sınavında Düşük Başarının Olası Nedenleri

1) Temel eğitim ve ortaöğretimde kazanmaları gerekli bilgi ve becerilerdeki eksiklikler, yetersizlikler,
2) Sınava sistemli ve planlı hazırlık yapılmayışı,
3) Sınav türüne alışık olmamak (test tipi sınavlarda başarısızlık, test olmaya hazır olmamak),
4) Sınav kaygısının yüksek oluşunun etkileri olabilir.
Bu nedenlerden 3. ve 4.’sü daha kısa sürede aşılabilecek türdendir. Ancak 1. ve 2. neden bilgi, beceri, tutumların kazanılmasını gerektirir ki bu konuda öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri gereklidir. Çünkü öğretmen “öğrenciye bilgi ve beceri kazandırmakla ve onun gelişimine yardımcı olmakla yükümlü” kişidir. Bunun için öğretmenin;

• Sınıfındaki öğrencilerin ihtiyaç ve özelliklerini bilmesi ve sınıfta öğrenme koşullarını buna göre oluşturması,
• Aktif öğretme yöntemlerini kullanması, öğrencinin öğrenmede etkin olmasını sağlaması,
• Uzmanlık alanında yeterli olması, kendini geliştirmesi,
• Sınıfta olumlu bir atmosfer oluşturması,
• Öğrencilerine verimli ders çalışma yöntemlerini kazandırması,
• Öğrenmedeki eksiklikleri saptayıp giderme yönünde çaba harcaması,
• Öğrenmeye yönelik olumlu tutumlar geliştirip motivasyonu yükseltmesi gereklidir. devamı…

02
Haz

Rehberlik Hizmetleri Nedir? Amacı ve Kapsamı…

“Rehberlik, kendini anlaması problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar alması, kapasitelerini geliştirmeleri, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman kişilerce bireye yapılan psikolojik yardımlardır” (Kepçeoğlu 1994).

Rehberliğin Amacı
Eğitim süreci içinde rehberlik hizmetleri, öğrencinin gelişmesine ve uyumuna yardım etmeye yöneliktir. Rehberliğin temel ya da sonal (nihai) amacı bireyin kendini gerçekleştirmesidir. Kendini gerçekleştirme hümanistik psikoloji ekolünün ortaya koyduğu bir kavramdır. devamı…